reklam banneri

Haftanın Öne Çıkanları

Cinler Hakkında Kapsamlı Bilgiler - Cin Hikayeleri

Tarih : 11:18:00 Yorum (0)

CİNLERLE İRTİBAT

Bazı insanların ruhları cinlerle temasa müsaittir, çabuk trans haline geçebilir, çabuk bizim buudlarımızın dışına çıkabilir ve onların alemi, onların buudları, onların dilleri ve haberleşmeleriyle mayalanabilirler.
Görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan her arzu ettiği yerde cinlere iş yaptıramaz, ama kolayca onlarla bağlantıya geçebilir. Kişi birtakım kelimeleri ve isimleri, sırlı kilitleri açar gibi kullanarak cinlerle temasa geçebilir. Ama cinlerden kolay kolay istifade edemez.

Günümüzde bazı insanlar birtakım kelimeleri birer kod, birer telefon numarası gibi kullanarak ve belirli sayıda tekrarlayarak onlarla irtibat kurmakta, fakat genelde zararlı çıkan da insanoğlu olmaktadır. Çünkü bu seansların, eskilerin el verme dediği yöntemle, yani bilen kişilerle yapılması gerekir. Her iki varlık da ayrı boyutlarda yaşamaktadır. Temas kurmaya karar verdiğinizde enerjiniz onları karşılamaya yetmeyebilir ya da onları negatif etkileyebilir. Bu durumda da ipler onların eline geçer ve psikiyatrların possesyon dediği belki de demekte zorlandığı durum ortaya çıkar. Yani bedensiz bir varlık sizi yönetmeye başlar.

Kur’an’ı Kerim’de cinlerin, ve şeytanların celp ve teşhirine yani irtibat kurup, hizmet ettirilebileceğine dair işaretler var. Nitekim günümüzde dahi bu konu bir kısım kötü niyetli kişiler tarafından gerçekleştirilerek, bir çeşit oyun ve eğlence aracı olarak kullanılabildiği gibi, kimileri tarafından da falcılık, sihirbazlık, hırsızlık yaptırıldığı bilinen hususlardandır.

Ruhani varlıkların yani melek, cin ve şeytan gibi varlıkların kendi bedenleri, bizim yaşadığımız boyutta olmadığı için onları bizim gibi de görmemiz mümkün değildir. Bu sebeple yüce gördükleri Allah onlara bir temessül, yani başka bedenlere girme hakkı vermiş ve onlar da insanlarla görüşmek durumunda oldukları zaman bu bedenlerden istedikleri birine girip öyle görünebiliyorlar. Bu konunun misalleri oldukça fazladır. İlmi ve manevi yönü büyük olan hocaların cinlerden talebe okutmasından tutun da Cebrail (a.s) in, sahabeden ahlakı ve güzelliği ile dikkati çeken Dıhye suretine girip Peygamberimize vahiy getirmesine kadar. Ayni şekilde şeytanın Daru’n-Nedve’de Necitli bir ihtiyar şekline girip Peygamberimizi öldürmek için plan yapanlara akıl vermesi ve cemiyette insan şekline bürünmüş olarak dolaşan şeytanlara ve cinlere verilebilecek bir çok örnek vardır.

Cinleri basit ve kötü işlerde kullanmak, onlarla eğlenmek yerine, daha farklı ve akademik seviyedeki bazı işlerde ve uğraşlarda kullanmak mümkündür. Aslında bizzat şahit olduğumuz bazı kişilerle, duyduğumuz bazı şahısların onları kullanıp, yine onlardan elde ettikleri bir kısım bilgilerle kitap yazdıklarına dair söylentiler var.

Bazı duaların okunması ile cinlerin çağrılabileceği ve onlar vasıtası ile yapılmayacak işlerin yapılabileceğine de inanılmaktadır. İnsanların hizmetinde kullanılan cinlere “Huddam” adı verilir. Cin hizmetçiler kullanan büyücü ve üfürükçülere de huddam lı denir.

Hz. Süleyman’ın Emrine Verilen Cinler

Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Süleyman(a.s) hakkında nazil olan ayetlerde, cinleri emrinde çalıştırdığı bildirilmektedir. Hz. Süleyman, cinlerden teşkil ettiği işçilere, onların usta ve sanatkarlarına kaleler, burçlar, saraylar yaptırmış; heykeller, mabetler, mescitler yaptırılıp, bunlarla yemekler pişirilip halka ikram edilmiş ve insanlar, bu nimetler ve refah içerisinde tembelliğe zevk ve eğlenceye dalmadan çalışmaya ve kendilerine verilen nimetlere şükre davet edilmişlerdir. Çünkü insanın esas gayesi Allah’a kulluk etmek ve Onun verdiği nimetlere, sıhhat ve afiyete şükretmektir.
Kur’anda, Hz. Süleyman’ın cinleri denizlerin diplerine dalma işinde kullandığı da belirtilmektedir.

Hz. Davud’un 19 oğlundan biri olan Haz. Süleyman’a Allah’ü Teala tarafından çok özel bir güç verilmiştir. Hz Süleyman kuşlarla ve cinlerle konuşma ve onların her hareketinden davranışlarından anlama ona verilen ilahi bir güçtür. Hz. Süleyman cinlere, şeytanlara hükmetmiş, özellikle onların inşaat ustalarına, denize dalan dalgıçlarına vazifeler vermiş ve çalıştırmıştır. Birbirine zincirli vaziyette, cezalandırılmadıkça rahat durmayan, iş yapmayan diğer cin ve şeytanlar da onun emrine girenler arasındadır. (25. Sat Suresi 37,38)

Bu şeytanlar içerisinde iblis yoktur ancak İblis’in gayret ve çabasıyla şer ve fesat ehli olan ve adına Şeytan denilen cinler vardır. Cinler alemini teşkil eden bütün cinler değil, içlerinden yalnız belli bir kavmidir.
Cinler ve şeytanlar Hz. Süleyman tarafından insanların güç yetiremeyecekleri derecede ağır işlerde çalıştırılmış, yüksek binalar yapılmış, maharet isteyen sanatlar icra edilmiştir. Belkıs gibi bir hükümdar sultanın su dolu zannedeceği derecede sırçadan yapılmış sahanlık bunun bir örneğidir. Mescit ve mihraplar azizlere ait timsal ve heykeller ve daha buna benzer işler Hz. Süleyman’ın emir ve isteği üzerine bu cinler tarafından yapılmıştır. (27) 13 yaşında iken Saltanat’ a geçtiği rivayet edilen Hz. Süleyman 4 yıl sonra inşaatı yeniden başlatmıştı. 53 yaşına geldiği zaman Beyt-i Makdis’in bitmesi için fazla bir iş kalmamıştı ama Cibril Emin gelmiş hayatının sona erdiğini izin verilirse ölüm meleğinin görevini yapmak üzere beklediğini bildirmişti. Tek dileği vardı: “Allah’ım cinler ve şeytanlar benim öldüğümü duyarlarsa Beyt-i Makdis’in yapımını bırakırlar. O halde vefatımı geç duyur.

“Bu duasının kabul edilmesi üzerine sırça sarayına girdi ve ibadete başladı. Dışarıda görenler onu iki eliyle tuttuğu asasına alnını dayamış halde müşahede ettiler. Ayaktaydı, bir şeyler düşünüyormuş gibi bir hali vardı. Hz. Süleyman günlerdir hatta haftalardır hep aynı yerde aynı vaziyette duruyordu. Bu arada Hz. Süleyman’ın asasını kemirmeye başlayan bir kurt Yüce Mevla’nın görevlendirmesiyle geceli gündüzlü uğraşıp duruyordu. Nihayet bir gün asasını ucu iyice kemirilmiş oldu ve kaydı. Ona dayanmış olan Hz. Süleyman vücud-u şerif’i yere yığıldı. Tam bu sırada ona bakanlar vefat ettiğini anladılar ve cinler derhal işi bıraktılar. Şu an günümüzde Kudüs’te bulunan cinlerin yapmış olduğu mescit Beyt-i Makdis halen ayaktadır.

cin,cinler,cin hikayeleri

Bağdatlı bir adam birgün Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin huzuruna çıkıp şöyle dedi:

— Ya üstad! Benim bakire bir kızım vardı. Birgün evin damına çıktı, oradan aşağıya ne kadar ısrar ettikse indiremedik. Hatta biraz sonra da gözden kaybolup gitti. Bunun çaresi nedir ve bu ne haldir, derdimize bir çare, diye niyazda bulundu.

Abdülkadir Geylanî Hazretleri bir müddet murakabe yaptıktan sonra adama şöyle söyledi:

— Bu gece yatsı namazını kıldıktan sonra, şehrin dışındaki Kerh harabelerine git, beşinci tepede otur. «Bismillahi AEDÜLKADİR'İN NİYETİ ÜZERİNE» de ve etrafına bir daire çiz. Biraz sonra Cinler geçmeye başlar. Gözlerinle onların hallerini seyretmen seni korkutmasın. Geçerler, geçerler... En sonunda sabaha karşı onların melikleri gelir. Senin orada beklediğini görünce yanına yaklaşarak hacetini sorar. Sen ona ABDÜLKADİR'İN SELÂMI VAR de meseleyi anlat.

Adam aynı Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin emir buyurduğu gibi yaptı. Hakikaten biraz sonra taife-i Cin gelmeye başladı. Adam sonuna kadar seyretti ve sabaha karşı da etrafında muhafızları ve hizmetçileri olan ve her halinden onların en büyükleri olduğu anlaşılan melikleri geldi. Aynı Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin tarif ettiği gibi adama yaklaşarak:

— Burada ne bekliyorsun, diye sordu. Adam kızının başından geçenleri anlattı ve kızının akibetini sordu.

Buradan ilerisini kızı kaybolan adam şöyle anlatmaktadır:

— Ben cinnilerin melikine Abdülkadir'in gönderdiğini söyleyip de derdimi anlatır anlatmaz, melik hemen atından indi, yeri öptü daha sonra da:

— Emir başımızın üstünedir dedi, etrafındaki cinnilere dönerek:

— Bu işi yapan cinniyi hemen bulup bana getirin, diye emir verdi. Etrafında hazır bekleyen cinniler aniden kayboldular. Çok az bir zaman geçmişti. Bir de baktım ki, kızımı ve onu alıp götüren cinnileri melikin huzuruna getirdiler. Kızımı götüren cinni Çin ülkesinden imiş... Melik bir müddet hiddetle kızı kaçıran cinninin yüzüne baktıktan sonra:

— Ey mel'un, kutbun yanıbaşından bir kızı alıp kaçırmaya nasıl cüret ettin, diye gürledi ve:

— Bu mel'unun cezası idamdır. Kesin bunun başını, diye emir verdi, Cinniler hemen seğirtip onun kafasını kestiler ve hazır vaziyette beklemeye başladılar. Daha sonra melik kızımı bana teslim edip, başka emriniz var mı? Diye sordu. Ben:

— Abdülkadir Geylanî Hazretlerine bu kadar itaatiniz nedendir? Diye sorduğumda şu cevabı verdi:

— Evet! Sonsuz itaatimiz vardır. Biz her zaman görürüz ki, Şeyh Abdülkadir evinin penceresinden her zaman bizleri seyretmektedir. Kovulan ve tardolunan cinniler onun bakışından kaçacak delik ararlar. Bir insana Allah o imkânı lütfettikten sonra onun yapamayacağı bir şey yoktur. Dedi.

Ben cinnilerin melikine başka bir hacetimin olmadığını söyledim. Onlar da oradan ayrıldılar. Doğru Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin huzuruna gelerek arzışükran ettim.

cin,cinler,cin hikayeleri

Bilinmeyen Varlık

7 YAŞINDAYDIM.Bir gece odamda tek başıma yatıyordum.O zamanlar daha iki
yaşında olan kardeşim geceleri arasıra yanıma geliyordu.Ve o gecelerden
birini yaşıyordum yine.Yeşil kazağı ve kırmızı külotlu çorabıyla gece
yarısı kardeşim yanıma gelmiş yatağımın başında durup bana
bakıyordu.Bende yattığım yerde şöyle bir doğrulup kalktım.Kardeşimin
suratına baktım.Suratı aynı televizyonda karıncalanan görüntüleri
andırıyordu.Gözleri burnu pek belli değildi.Haif karıncalı ve buğulu
görünüyordu suratı.Tuhaf birşeyler vardı yolunda gitmeyen.Sonra dokunmak
üzere elimi kardeşimin suratına götürdüm.Kardeşimse elini elimin
içinden geçirerek ellimi geri itti.Ne olduğunu anlayamadım.Eli elimin
içinden geçmiş olmasına rağmen nasıl geri itebildi anlam veremedim.Sonra
kardeşimin elinde dikkatimi çeken bir şey oldu parmeklarının arasında
bağ doku vardı.Sonra ona "git yerine yat" dedim.O da yanımdan ayrılarak
balkona doğru gitti.Ve ben ona 3-4 defa "yerine yatmaya gitsene
pelin"diye bağırdım.O sırada benim bağırmamı duyan annem yatak odasından
seslendi bana "pelin burda yatıyor sen niye bağırıyorsun"diye.Şok
olmuştum.Kardeşim yerinde yatıyorsa yanıma gelen kimdi?Üstelik sabah
kalktığımda kardeşim pijamalıydı kazaklı ve külotlu çoraplı değil.Bunu o
zamanlar kime anlattıysam inanmadı hayal gördüğümü düşündüler.Şimdi 18
yaşındayım.Ve o zamanlar bana gelen her neyse bu 18 yaşımda tekrar
yanıma geldi.
Anlatayım.Ben kardeşimle birlikte babannemde yatıyordum bir gece
karşılıklı kanepelerde.Sabaha karşıydı.Evde loş bir karanlık
vardı.Birden uyandım.Gözlerimi yavaşça açtımki kardeşim başımda
bekliyor.Ama bu sefer kardeşimin 13 yaşındaki hali duruyordu
karşımda.Hemen kardeşimin yattığı kanepeye baktım.Kardeşim yoktu.Ayak
ucumda duruyordu.Üstünde lacivert bol penye ve siyah bir eşortman altı
vardı.Ona baktım "tuvaletin geldiyse git yap ben burdan sana
bakıyorum"dedim.(Babannemin evinde korkuyorduda tuvalete gitmeye beni
uyandırıyordu bazen.)Sonra arkasını döndü ve koşarak banyoya gitti
kardeşim.Ama koşuşu bir tuhaftı.Bacakları içe doğru çarpık ve sağa sola
genişçe yaylanarak koşmuştu.Tabi o öyle koşarken ben üç kere gözlerimi
ovuşturdum.Bu gördüğüm gerçekmi diye.Çok şaşırdım çünkü.O banyoya
girdikten sonra ben kardeşimin kanepesine baktım tekrar.Osırada sanki
kardeşimin üzerine sis bulutu çökmüştü.Birden yavaşça o sis bulutu
çözüldü ve ben kardeşimin kanepede uyuduğunu gördüm.Üstelik kardeşim
gecelikliydi....Bu daha taze yeni olmuş bir olay...Hadi küçükken
gördüğüm hayaldi bu damı hayal...On sene sonra tekrar çıktı
karşıma.Üstelik 18 yaşımda olduğum için aklım daha yerinde 7 yaşımdaki
halime göre...İnanın oluyor buna benzer olaylar...Var böyle varlıklar
çünkü bunu yaşayanlar var..."Bilen çekmez çeken bilir."misali..."Yaşayan
bilir bilen yaşamaz...

cin,cinler,cin hikayeleri


Bu Makalemi Arkadaşlarınızla Paylaşın