Gökten Gelen Kutsal Taşlar

Göktaşlarının etkileyiciliği besbellidir.İnsanların merakını ve ilgisini cebeder. Yinede böyle bir doğa olayının ilkel insanlar için ne denli büyüleyici olduğunu biz modern insanın anlaması mümkün değildir. "Yukarıdan," gökten geldikleri için göksel kutsallığa aittiler. O dönemin insanları tanrıların gökyüzünde yaşadığına inanıyordu.Ve bu göktaşları tanrılara dair ellerindeki en somut şeydi. Tanrıların dünyasının bir parçasıydı. Belli bir dönemde ve kimi kültürlerde göğün taştan olduğu bile düşünülüyordu.

http://cdn.pudra.com/6868/620x400/perseid-meteor-yagmuru-istanbul-modern-12-agustos-2015.jpg



Avustralya yerlileri günümüzde hâlâ gök kubbenin kaya kristalinden ya da gök tanrının tahtının kuvarstan yapılmış olduğuna inanırlar. Öte yandan göksel tahttan kopup geldiği düsünülen kaya kristalleri Avustralyalılarda, Malakka  Negritolarında, Kuzey Amerika'da ve başka yerlerde şamancı erginleme törenlerinde özel bir rol oynar. Sarawaklı denizci Dayakların dedikleri gibi bu "ışık taşları" yeryüzünde olup biten her şeyi yansıtır; şamana hastanın ruhunda ne olup bittiğini, bu ruhun nereye kaçtığını söyler. Şamanın "gören" kişi olduğunu, çünkü doğaüstü bir görüye sahip olduğunu söylemeye gerek yok: Şaman mekânda ve zamanda uzakları "görür;" ayrıca kutsiyeti olmayan kişilerin göremeyeceklerini de ("ruhu," tinleri, tanrıları) görür. Erginleme sırasında müstakbel şamanın içi kuvars kristalleriyle doldurulur. Başka bir deyişle, görü yetileri ve "ilmi" kısmen de olsa gök ile girdiği mistik bir dayanışmadan ileri gelir.

Göktaşlarının dinsel açıdan ilk değerini ele alalım: Bu taşlar göksel kutsallıkla yüklü olarak düşerler, yani göğü temsil ederler. Meteoritlere bağlanan bunca tapım ve hatta bu taşların tanrıyla eş tutulması büyük bir olasılıkla buradan kaynaklanır: Taşlarda tanrının "ilk halini," doğrudan tezahürünü görürler.

Göktaşlarının göksel, yani eril nitelikleri de aynı ölçüde kesindir; çünkü sonraları insanlar kimi silekslere ve neolitik gereçlere "yıldırım taşı" ,"yıldırım işi" ya da "Tanrı'nm baltası" gibi isimler vermişlerdir;  bunların bulundukları yerlere yildirim düştüğüne inanılırdı. Yıldırım, Gök Tanrı'nın silahıdır. Bu tanrı fırtına tanrısı tarafından kovulunca, yıldırım, Kasırga Tanrısı ile Yer Tanrıçası arasındaki
hierogami'nin işareti haline gelmiştir. Böylelikle Girit'teki yarıklar ve mağaralarda bulunan çift ağızlı baltaların sayısının bu kadar çok olmasını açıklayabiliyoruz. Tıpkı yıldırım ve meteoritler gibi bu baltalar da yeri "yarıyorlardı", başka bir deyişle gök ile yerin birleşmesini simgeliyorlardı. Bu tarz birleşmeler mitolojilerde gökle yerin kutsal evliliği olarak görülür. Hem yaşamın kaynağı hem de evrensel düzenin teminatıdır.

"İlkeller" meteor demirini, yeryüzündeki demir içeren madenleri kullanmadan çok daha önce işliyorlardı. Öte yandan tarihöncesi halkların eritmeyi keşfetmeden önce kimi madenleri taş gibi kullandıkları, yani onları taş aletlerin ham maddesi olarak gördükleri biliniyor. Yani gökten gelen bu hediyeleri günlük hayatta da etkin olarak kullanıyorlardı. Bu durum şüphesiz göğün kutsallığına olan inançlarını arttırmıştır.

kaynak: Demirciler ve Simyacılar-Mircea Eliade
              Şamanlığın Öğeleri-Nevill Drury
               Batı Mitolojisi-Joseph Camphell



PAYLAŞ

Adil Eşme

Gizemli Bilimler Blogu sizler için her gün yeni ve daha güzel bilgiler vermek için sabah akşam yazı yazan sizlere eğlendirerek öğreten kısa ve bazen uzun yazılarla bilgileri aktarmaya çalışan bir blogdur. Blogumuz her geçen gün daha da büyümekte ve sizlere daha çok bilgi verme uğraşındadır.

  • Image
  • Image
  • Image
  • Image
  • Image
Gizli Bilimler Blogu Olarak Sizlere Dogru Bilgiler Sunmak Vizyonumuzdur. Sizlerde Bizlere Destek İçin Paylaşır Yorum Atarsanız Cok Seviniriz. Emeklerimizin Karşılıgını Almış Oluruz Sizlerde Önerilerinizi Yorumlarda Bildirebilirsiniz. Şimdiden Teşekkürler