reklam banneri

Haftanın Öne Çıkanları

Umutsuz Geleceğimiz

Tarih : 11:23:00 Yorum (0)

UMUTSUZ GELECEĞİMİZ,evren,uzay,evrenbüyükpatlama
UMUTSUZ GELECEĞİMİZ

Gelecek eskisi gibi değil.
Yogi Berra

Kendimizi hiçliğin hakimiyetindeki bir evrende bulmak bir anlamda hem ilginç hem heyecan verici.

Yıldızlar ve galaksiler gibi görebildiğimiz yapıların hepsi de hiçlikten kuantum dalgalanmalarıyla
yaratılmıştır. Evrenimizdeki her nesnenin ortalama toplam kütleçekim enerjisi de hiçe eşittir. Canınız
isterse bu düşüncenin keyfini çıkarmaya bakın, çünkü bütün bunlar doğruysa belki de yaşanabilecek
en kötü evrende yaşıyoruz, en azından hayatın geleceği açısından.

Unutmayalım, Einstein'ın Genel Görelilik Kuramı'nı geliştirmesinin üzerinden bir asır ya geçti ya
geçmedi. O zamanki genel geçer mantık evrenimizin durağan ve ebedi olduğunu söylüyordu. Aslına
bakarsanız Einstein, Büyük Patlama'yı ileri sürdüğü için Le Maître'i alaya almakla kalmamış, durağan
bir evreni mümkün kılsın diye Kozmolojik Sabit'i de icat etmişti.

Şimdi, ondan bir asır sonra, biz bilim insanları evrenin genişlediğini, Kozmik Mikrodalga Geri
Plan Işınımı'nı, karanlık maddeyi ve karanlık enerjiyi keşfettiğimiz için kendimizle gurur duyabiliriz.

Ama gelecek neler getirecek?

Şiir... Bir tür.

Evrenimizin genişlemesine görünürde boş olan uzayın enerjisinin hakim olduğunun, bu
genişlemenin hızlandığı gerçeğinden hareketle çıkarsandığını hatırlayalım. Tıpkı geçen bölümde
anlattığımız Şişme'de olduğu gibi, gözlenebilir evrenimiz ışık hızından hızlı bir biçimde genişlemenin
eşiğindedir. Genişlemenin ivme kazanması yüzünden de işler daha da beter olacaktır.

Bu da ne kadar uzun süre beklersek, o kadar az şey görebileceğimiz anlamına geliyor. Bugün
görebildiğimiz galaksiler gelecekte bir gün bizden ışıktan daha hızlı uzaklaşıyor olacaklar, bu da
onları göremeyeceğimiz anlamına geliyor. Saldıkları ışık, uzayın genişlemesi karşısında ilerleme
kaydedemeyecek ve bir daha bize ulaşmayacak. Bu galaksiler ufkumuzdan silinip gitmiş olacaklar.

Bunun gerçekleşme biçimi düşünebileceğinizden biraz farklıdır. Galaksiler birden kaybolmayacak
ya da geceleyin gökyüzünde birdenbire sönüvermeyecekler. Uzaklaşma hızları ışık hızına yaklaşırken,
onlardan gelen ışık daha fazla kırmızıya kayacak. Nihayetinde galaksilerin görünebilir ışıkları
kızılaltı ışınlara, mikrodalgaya, radyo dalgasına vs.'ye dönecek ve görünebilir evrenin boyutlarından
daha büyük boyutlara ulaşacak, bu noktada da galaksiler resmen görünmez olacaklar.

Bunun yaklaşık olarak ne kadar zamanda gerçekleşeceğini hesaplayabiliyoruz. Bizim yerel galaksi
topluluğumuzdaki galaksilerin hepsi de karşılıklı kütleçekimle birbirlerine bağlı olduklarından, bu
galaksiler, Hubble'ın keşfettiği üzere evrenin geri plandaki genişlemesiyle bizden uzaklaşmayacaklar.

Bizim grubumuzun hemen dışındaki galaksiler, nesnelerin uzaklaşma hızının ışık hızına yaklaştığı
noktaya olan mesafenin yaklaşık olarak 5000'de 1'i kadar bir mesafede bulunuyor. Bu galaksilerin o
noktaya ulaşması 150 milyar yıl, evrenin bugünkü yaşının 10 katı kadar bir zaman alacak, o noktada
galaksilerin içindeki yıldızlardan gelen ışığın tamamı yaklaşık olarak 5000 kat kırmızıya kaymış
olacak. Yaklaşık olarak 2 trilyon yıl içindeyse, ışıkları, dalgaboyları görünebilir evrenin boyutlarına
eşit olacak miktarda kırmızıya kaymış olacak, evrenin geri kalanı da kelimenin tam anlamıyla ortadan
kaybolmuş olacak.

İki trilyon yıl uzun bir süre gibi görünebilir, öyledir de. Ama kozmik bir anlamda, sonsuzluğun
yanında solda sıfır kalır. En uzun ömürlü (bizim Güneş'imizle aynı evrim tarihinden geçmiş) "ana
sekans" yıldızlarının ömürleri Güneş'imizin ömründen çok çok daha uzundur, bu yıldızlar 2 trilyon yıl sonra hâlâ parlıyor olacaklardır (ama bizim Güneş'imiz 5 milyar yıla kalmadan sönecektir). Bu
yüzden de uzak gelecekte bu yıldızların çevresindeki gezegenlerde, güneş enerjisiyle yaşayan, su ve
diğer organik maddelerin bulunduğu medeniyetler bulunabilir. Bu gezegenlerde teleskopları olan
astronomlar olabilir. Ama kozmosa baktıklarında, bugün görebildiğimiz her şey, görünebilir
evrenimizde bulunan 400 milyar galaksinin tamamı ortadan kaybolmuş olacaktır!

İşte bu argümana dayanarak, henüz gözleyebileceğimiz ne varsa gözlemeye vaktimiz varken
kozmoloji çalışmaları bir an önce finanse edilsin diye Kongre'ye uyarıda bulunmuştum! Gelgelelim
bir kongre üyesi için iki yıl uzun bir süredir. İki trilyon ise akla hayale sığmaz.

Her halûkârda uzak geleceğin astronomları neler kaçırdıklarını bilebilseler büyük bir şaşkınlığa
uğrarlardı, ama bilemeyecekler. Çünkü benim ve Vanderbilt Üniversitesi'nden meslektaşım Robert
Scherrer'ın birkaç yıl önce fark ettiği üzere evrenin geri kalanı gözden kaybolmakla kalmayacak, bir
Büyük Patlama'yla doğmuş, genişleyen bir evrende yaşadığımızı söyleyen kanıtların tamamı da
ortadan kaybolacak, bu kaybolmanın sorumlusu olan boş uzaydaki karanlık enerjinin varlığına dair
bütün kanıtlar da tabii.

Bir asırdan kısa bir süre önce genel geçer mantığa göre evren durağan ve ebediydi, gezegenler
geliyor gidiyordu, ama geniş ölçeklerde evrenin kendisi olduğu gibi duruyordu. Gelecekte,
gezegenimiz ve medeniyetimizden geri kalan ne varsa hepsinin tarihin çöplüğünü boylamasından çok
çok sonra, medeniyetimizi 1930'lara kadar getiren bu illüzyon, öyle görünüyor ki geri dönecektir, öç
almak için.

Büyük Patlama'ya ampirik olarak geçerlilik kazandıran temel sütun niteliğinde üç gözlem
bulunmaktadır, bu demektir ki Einstein ile LeMaître hiç yaşamamış olsalar bile evrenin sıcak, yoğun
bir halde başladığını şu veya bu şekilde kabul etmek zorunda kalacaktık. Bu üç gözlem şunlardır:

Gözlenen Hubble genişlemesi, Kozmik Mikrodalga Geriplan Işınımı'nın gözlenmesi, evrende hafif
elementlerin -hidrojen, helyum ve lityum- ölçtüğümüz bolluğu ile tahminlere göre bu elementlerin
evrenin tarihinin ilk birkaç dakikasında ortaya çıkan miktarı arasındaki uyuşma.

Hubble genişlemesiyle başlayalım. Evrenin genişlediğini nereden biliyoruz? Uzak nesnelerin
uzaklaşma hızlarını mesafelerinin fonksiyonu olarak ölçüyoruz. Gelgelelim (kütleçekimsel olarak
bağlı olduğumuz) yerel topluluğumuzun dışındaki bütün görünebilir nesneler ufkumuzdan silinip
gittiklerinde genişlemenin izini sürebileceğimiz ipucu da kalmayacak, gözlemcilerin izleyebileceği ne
bir yıldız, ne bir galaksi, ne bir kuasar ne de büyük bir gaz bulutu kalacak. Genişleme o kadar etkili
olacak ki halihazırda bizden uzaklaşmakta olan bütün nesneleri görüş mesafemizden çıkaracak.

Üstelik, yaklaşık olarak bir trilyon yılı bulmayan bir zaman diliminde, yerel grubumuzdaki bütün
galaksiler birleşerek büyük bir galaksi oluşturacak. Uzak gelecekteki gözlemciler, az çok, 1915'teki
gözlemcilerin gördüklerini düşündükleri şeyi görecekler: Yıldızlar ve gezegenlerin bulunduğu,
bomboş, durağan uzayla çevrelenmiş tek bir galaksi.

Ayrıca şunu da hatırlayalım: Boş uzayın enerjisi olduğu yolundaki kanıtların tamamı, genişleyen
evrenimizin genişleme hızının artışına dair gözlemlerden elde edilmiştir. Ama yine, genişlemenin
izini sürmeyi sağlayacak ipuçları olmaksızın, genişleyen evrenimizin ivmelenmesi gözlenemez
olacaktır. İlginç bir tesadüf ama, bizler evrenin tarihinde, boş uzaya nüfuz etmiş karanlık enerjinin
varlığının tespit edilebileceği yegane dönemde yaşıyoruz. Bir dönem birkaç milyar yıl sürer, doğru,
ama ebediyen genişleyen bir evrende bu süre kozmik bir göz açılıp kapanıncaya kadar geçip gider.

Boş uzayın enerjisinin kabaca sabit olduğunu varsayarsak, kozmolojik bir sabit olması halinde
olacağı gibi, daha önceki tarihlerde madde ve ışınımın enerji yoğunluğu boş uzaydaki enerjiyi çok
çok aşardı. Bunun sebebi, evren genişledikçe madde ve ışınım yoğunluğunun genişlemeyle birlikte,
parçacıklar arasındaki mesafe arttığı, her hacimde daha az nesne bulunduğu için azalmasıdır. Daha
önceki devirlerde, diyelim ki 5-10 milyar yıl önce madde ve ışınımın yoğunluğu bugün olduğundan
daha fazla olacaktı. Bu yüzden şimdi ve daha önceki devirlerde evrene, kütleçekimsel kuvvetleri olan
madde ve ışınım hakim olmuştur. O ilk devirlerde evrenin genişlemesi yavaşlıyordu, boş uzaydaki
enerjinin kütleçekimsel enerjisi ise bu yüzden gözlenemez durumda olsa gerekti.

Aynı nedenden, uzak gelecekte, evren birkaç yüz milyar yaşındayken, madde ve ışınımın yoğunluğu
çok çok daha azalacak, karanlık enerjinin ortalama yoğunluğunun evrende mevcut bütün madde ve
ışınımın yoğunluğundan milyonlarca kat daha büyük olduğu hesaplanabilir olacaktır. O uzak gelecekte
evrenin kütleçekim dinamikleri, geniş ölçeklerde, karanlık enerjinin hakimiyetinde olacaktır. Ne var
ki o uzak çağda, hızlanmış olan genişleme de esasen gözlenemez hale gelecektir. Bu anlamda, boş
uzayın enerjisi, niteliği yüzünden, gözlenebilir olduğu sonlu bir zaman olduğunu söyler; dikkat
çekicidir ki bizler de o kozmolojik zaman diliminde yaşıyoruz.

Peki Büyük Patlama'nın diğer temel sütunu? Evrenin bebeklik fotoğrafını doğrudan sunan Kozmik
Mikrodalga Geriplan Işınımı? Öncelikle gelecekte evren çok daha hızlı genişleyeceğinden Kozmik
Mikrodalga Geriplan Işınımı'nın ısısı da düşecektir. O zaman gözlenebilir evren bugün olduğundan
yaklaşık 100 kat daha büyük olacağı için, Kozmik Mikrodalga Geriplan Işınımı'nın ısısı da 100 faktör
azalacak, yoğunluğu, yani içinde depolanan enerjinin yoğunluğu da 100 milyon faktör düşecek, bu
yoğunluğu belirlemek bugün olduğundan 100 milyon kat daha zorlaşacaktır.

Ama nihayetinde Dünya üzerindeki başka bütün elektronik gürültüler arasında Kozmik Mikrodalga
Geriplan Işınımı'nı tespit edebildik, uzak gelecekteki gözlemcilerin bugün bize lutfedilenlerden 100
milyon kat daha akıllı olabileceğini hayal edebiliriz, yani bütün umutlarımızı kaybetmiş değiliz. Ne
var ki uzak gelecekte insanın düşünebileceği en parlak gözlemci, yapılabilecek en duyarlı aygıtlarla
çalışsa bile esasen talihsiz olacak. Çünkü galaksimizde (ya da bizim galaksimiz beş milyon yıl sonra
en başta Andromeda'yla olmak üzere komşularıyla birleştiğinde oluşacak meta-galakside) yıldızlar
arasında sıcak gaz vardır ve bu gaz iyonize olmuştur, öyle ki içinde serbest elektronlar vardır, bu
yüzden de bir plazma gibi davranır. Daha önce betimlediğim üzere böyle bir plazma birçok ışınım
tipini yansıtmaz, mattır.

"Plazma frekansı" denilen bir şey vardır, bunun altında ışınım emilmeksizin bir plazmaya giremez.

Galaksimizdeki serbest elektronların halihazırda gözlenen yoğunluğuna dayanarak galaksimizdeki
plazma frekansını tahmin edebiliriz, bunu yaptığımızda Büyük Patlama'dan gelen Kozmik Mikrodalga Geriplan Işınımı'nın büyük bölümünün, evren bugünkü yaşının yaklaşık elli katına ulaştığında gerilip o sırada meta-galaksimizin plazma frekansının altında kalacak kadar uzun dalgaboylarına, dolayısıyla düşük frekanslara ulaşacaktır. Bundan sonra ışınımın (meta)galaksimize girip gözlenmesi esasen mümkün olmayacaktır, gözlemci ne kadar titiz olursa olsun. Kozmik Mikrodalga Geriplan Işınımı da kaybolacaktır.

Dolayısıyla evrenin genişlemesi gözlenemeyecektir, Büyük Patlama'dan arta kalan bir pırıltı
olmayacaktır. Peki ya yine Büyük Patlama'nın doğrudan bir imzasını oluşturan hafif element
(hidrojen, helyum ve lityum) bolluğuna ne olacaktır?
Birinci bölümde anlatmıştım: Ne zaman Büyük Patlama'ya inanmayan biriyle karşılaşsam onlara
cüzdanımda kart olarak taşıdığım şu aşağıdaki şekli göstermeye bayılıyorum. Sonra da "Bakın!

Büyük
Patlama oldu!" diyorum.

Bu şekil çok karmaşık görünüyor, biliyorum, ama aslında halihazırdaki Büyük Patlama
anlayışımıza dayanarak hidrojene nazaran helyum, deteryum, helyum-3 ve lityumun tahmin edilen
göreli bolluğunu gösteriyor. Yukarıda, sağa doğru yükselen eğri tahmin edilen helyum bolluğunu
gösteriyor. Helyum evrende, ağırlığı itibarıyla, hidrojenden (en bol element) sonra ikinci bol
elementtir. Ondan sonraki sağa doğru aşağı inen iki eğri sırasıyla tahmin edilen deteryum ve helyum-3 bolluğunu gösteriyor, ağırlık değil de hidrojene kıyasla atomlarının sayısı itibarıyla. Son olarak en
alttaki eğri bir sonraki hafif elementin, lityumun tahmin edilen bolluğunu yine atom sayısı itibarıyla
temsil ediyor.

Elementlerin tahmin edilen bolluğu, bugün evrendeki (atomlardan oluşan) normal maddenin
varsayılan toplam yoğunluğunun bir fonksiyonu olarak düşünülür. Bu nicelikteki değişiklikler, tahmin edilen bütün element miktarlarının gözlemlerimize uygun bir bileşimini oluşturmamış olsaydı, sıcak bir Büyük Patlama'da oluştukları tezine karşı güçlü bir kanıt bulmuş olurduk. Unutmayalım ki bu elementlerin tahmin edilen miktarı hemen hemen 10 büyüklük düzeni kadar farklılık gösterebilir.

Eğrilerin her biriyle ilişkilendirilmiş gölgelendirilmemiş kutular, galaksimizin içi ve dışındaki eski
yıldızlar ve sıcak gazla ilgili gözlemlerimize dayanarak bu elementlerin fiilen tahmin edilen ilk
miktarının, hangi yelpazeye yayılabileceğini gösterir.

Gölgeli dikey şeritse bütün tahminler ve gözlemlerin uyuştuğu bölgeyi temsil eder. Bütün hafif
elementlerin ortaya çıktığı, çok erken zamanlarda gerçekleşmiş sıcak bir Büyük Patlama'nın, tahmin
edilen miktarları 10 büyüklük düzeninde farklılıklar gösteren elementlerle ilgili tahminler ve
gözlemler arasındaki bu uyuşmadan daha somut bir kanıtla desteklenmesi zordur.

Bu dikkat çekici uyuşmanın ne anlama geldiğini daha kuvvetle vurgulayarak tekrarlamakta yarar
görüyorum: Gece gökyüzünü dolduran yıldızların yapıtaşları olduğu sonucuna vardığımız hafif
elementler hidrojen ve deteryum, helyum ve lityumun bolluğunu kesin olarak üretebilecek nükleer
tepkimeler, ancak ve ancak bugün görünebilen galaksilerde maddenin gözlenen yoğunluğuna çok
yaklaşan bir ilk proton ve nötron bolluğuyla ve bugün Kozmik Mikrodalga Geriplan Işınımı'nın
gözlenen yoğunluğuna tam olarak denk düşen bir kalıntı bırakan bir ışınım yoğunluğuyla gerçekleşen
sıcak bir Büyük Patlama'nın ilk saniyelerinde ortaya çıkmıştır.

Einstein'ın da söyleyebileceği gibi ancak ve ancak çok kötücül (dolayısıyla da ona göre tahayyül
edilemez bir Tanrı) böyle bir şeye sebep olmaksızın, bu kadar açık bir şekilde kökeninde bir Büyük
Patlama'nın yattığına işaret eden bir evren yaratabilir.

Aslına bakarsanız, çıkarsanan helyum bolluğuyla Büyük Patlama'dan kaynaklanan tahmini helyum
bolluğu arasındaki kaba uyuşmanın 1960'larda ilk kez gösterilmesi, Büyük Patlama tablosunun, o
zamanlar Fred Hoyle ve meslektaşlarının başını çektiği, o zamanlar çok popüler olan durağan haldeki
evren modeline karşı zafer kazanmasını sağlayan kilit önemdeki verilerden biri olmuştu.

Ne var ki uzak gelecekte işler hayli farklı olacaktır. Örneğin yıldızlar hidrojen yakar ve helyum
üretirler. Bugün evrende gözlenen bütün helyumun yaklaşık yüzde 15'i Büyük Patlama'dan bu yana
geçen zaman içinde yıldızlar tarafından üretilmiş olabilir. Bu da gördüğümüz şeyin ortaya çıkması
için bir Büyük Patlama'nın gerçekleşmiş olması gerektiği yolunda zorlayıcı bir kanıttır. Gelgelelim
uzak gelecekte böyle bir şey söz konusu olmayacaktır, çünkü kuşaklarca yıldız yaşayıp ölmüş
olacaktır.

Örneğin evren üç trilyon yaşına geldiğinde yıldızlarda Büyük Patlama'da ortaya çıkandan çok daha
fazla helyum üretilmiş olacaktır. Bu durum aşağıdaki tabloda gösteriliyor:

Görünen madde evreninin yüzde 60'ı helyumdan oluşuyorken, gözlemlerle bir uyuşmanın olması
için ilk helyumun sıcak bir Büyük Patlama'da ortaya çıkmış olması zorunluluğu olmayacaktır.

Ne var ki uzak gelecekte bazı medeniyetlerdeki gözlemciler ve kuramcılar bu veriyi evrenin
yaşının sonlu olduğunu çıkarsamak için kullanabileceklerdir. Yıldızlar hidrojen yakıp helyum
çıkardıklarından ötürü, hidrojen ile helyum arasındaki oranın daha fazla erimemesi için uzun ömürlü
yıldızların var olmasının bir üst sınırı olacaktır. Dolayısıyla gelecekteki bilim insanları yaşadıkları
evrenin üç trilyon yıldan daha genç olacağı tahmininde bulunacaktır. Ne var ki gelecekteki tek
(meta)galaksimizin en başta bir şekilde kendiliğinden yaratılmış olması yerine, başlangıçta bir Büyük
Patlama olduğuna dair doğrudan bir imza olmayacaktır.

Unutmayalım ki LeMaître Büyük Patlama'ya dair iddiasını, Einstein'ın Genel Görelilik kuramı
üzerine düşünerek geliştirmişti. Uzak gelecekteki gelişmiş herhangi bir uygarlığın fizik kanunlarını,
elektromanyetizmayı, kuantum mekaniğini ve genel göreliliği keşfedebileceğini varsayabiliriz. Uzak
gelecekteki bir LeMaître de benzer bir iddiada bulunabilecek midir acaba?

LeMaître'in, evrenimizin Büyük Patlama'yla başlamak zorunda olduğu sonucuna varması
kaçınılmazdı, ama bu sonuç uzak gelecekte gözlenebilir evren açısından geçerli olmayacak bir
varsayıma dayanıyordu. Bütün yönlere tektip olarak yayılan maddeyle dolu, izotropik ve homojen bir
evren, LeMaître ve nihayetinde Einstein'ın kabul ettiği gerekçeler yüzünden durağan olamaz. Ne var
ki Einstein Denklemleri'nin boş, durağan bir uzayın çevrelediği tek bir büyük sistem için de son
derece iyi bir çözümü vardır. Nihayetinde böyle bir çözüm mevcut değilse, genel görelilik nötron
yıldızları ya da nihayetinde kara delikler gibi yalıtılmış nesneleri betimleyemezdi.

Galaksimiz gibi geniş kütle dağılımları kararsızdır, bu yüzden nihayetinde (meta)galaksimiz çöküp
büyük bir kara delik oluşturacaktır. Bu durum Einstein'ın denkleminin Schwarzchild çözümü denilen
durağan bir çözümüyle betimlenir. Fakat galaksimizin çöküp büyük bir kara delik oluşturma takvimi,
evrenin geri kalanının kaybolmasının takviminden daha uzundur.

Dolayısıyla galaksimizin genişleyen bir evrenin içinde yer almasını gerektirmeksizin ve boş uzayda
ciddi bir çöküş olmaksızın bir trilyon yıldır var olduğunu tahayyül etmek geleceğin bilim insanlarına
doğal gelecektir.

Elbette ki gelecekle ilgili spekülasyonlarda bulunmak korkunç derecede zordur. Bu satırları
aslında İsviçre'nin Davos kentinde, piyasaların gelecekteki davranışını tahmin eden ve korkunç
derecede yanıldıklarını anladıklarında tahminlerini değiştiren ekonomistlerle dolu Dünya Ekonomik
Forumu'nda bulunduğum sıralarda yazıyorum. Genel olarak şunu söyleyebilirim: Bilim ve
teknolojinin uzak geleceğine, hatta o kadar da uzak olmayan geleceğine ilişkin tahminleri üzücü ve
bilimin tahminlerinden daha uçuk buluyorum. Hatta bana bilimin yakın geleceğine, bir sonraki büyük
atılımın ne olacağına dair sorular yöneltildiğinde, bilseydim, üzerinde çalışıyor olurdum cevabını
yapıştırıveriyorum.

Yani, bu bölümde sunduğum tabloyu, Dickens'ın A Christmas Carol adlı kitabında üçüncü
hayaletin sunduğu gelecek tablosuymuş gibi düşünmeyi seviyorum. Bu olabilecek bir gelecek.
Nihayetinde, boş uzaya yayılmış karanlık enerjinin ne olabileceğine dair bir fikrimiz olmadığından,
Einstein'ın Kozmolojik Sabiti gibi davranıp davranmayacağını, sabit kalıp kalmayacağını da kesin
olarak bilemeyiz. Sabit kalmazsa evrenin geleceği çok daha farklı olabilir. Genişleme ivmelenmeye
devam etmeyip bir kez daha zamanla yavaşlama sürecine girebilir, böylece uzaktaki galaksiler de
kaybolmaz. Belki de bugün henüz tespit edemediğimiz, ama gelecekte astronomlara bir zamanlar bir
Büyük Patlama olduğuna dair kanıtlar sunabilecek, gözlenebilir yeni nicelikler olabilir.

Yine de bugün evren hakkında bildiğimiz her şeye dayanarak çizdiğim gelecek tablosu en akla
yatkın tablodur; mantık, akıl ve amprik verilerin yine de bir şekilde, geleceğin bilim insanlarını
evrenimizin temel niteliklerini doğru olarak çıkarsamaya yöneltip yöneltmeyeceğini, yoksa bu
niteliklerin ebediyen ufkun ötesinde gizli mi kalacağını düşünmek büyüleyicidir. Kuvvetlerin ve
parçacıkların temel niteliklerini araştıran parlak bir bilim insanı Şişme'nin olması gerektiğini ya da
boş uzayda enerji olması gerektiğini ileri sürecek, görünebilir ufukta neden hiç galaksi olmadığını
açıklayabilecek kuramsal bir tablo da geliştirebilir. Ama bu konuda çok da umutlu değilim.

Nihayetinde fizik deneyler ve gözlemlerle ilerleyen ampirik bir bilimdir. Karanlık enerjinin
varlığını gözlemlerimize dayanarak çıkarsamış olmasaydık bunu ileri sürecek kadar cesur bir kuramcı
korkarım bugün çıkmazdı. Büyük Patlama'nın gerçekleşmemiş olduğu durağan bir evrende tek bir
galaksi tablosunda birşeylerin yanlış olabileceğine dair somut bazı işaretler (belki de elementlerin
miktarlarının anormal göründüğü sonucuna varan gözlemler gibi) tahayyül etmek mümkün olsa da
Occam'ın kılıcının en basit tablonun en doğrusu olduğunu, anormal gözlemlerin bazı yerel etkilerle
açıklanabileceğini ileri süreceğine dair kuşkularım var.

Bob Scherrer ile benim, geleceğin bilim insanlarının yanlışlanabilir veri ve modeller kullanacağını
(iyi bilimin ideali) ama bu süreçte evrenin hatalı bir tablosunu ortaya çıkaracaklarını ortaya
koyduğumuzdan bu yana, birçok meslektaşımız evrenin uzak gelecekte aslında genişliyor olacağını
araştırmanın çeşitli yollarını ileri sürmeye çalıştılar. Ben de olası deneyleri düşünebiliyorum. Ama
bunların ardındaki itkinin yeterli olacağını göremiyorum.

Örneğin galaksimizdeki parlak yıldızların evrenin olası genişlemesinden etkilenip etkilenmediğini
araştırabilmek için, bu yıldızların galaksimizden çıkarılıp uzaya gönderilmesi, sonra yaklaşık bir
milyar yıl patlamalarının beklenmesi, ardından patlamadan önce ulaştıkları mesafenin bir fonksiyonu
olarak gerileme hızlarının gözlenmesi gerekir. İddialı, ama böyle bir şeyin gerçekleştiğini hayal
edebilseniz bile, geleceğin Ulusal Bilim Vakfı'nın evrenin genişliyor olduğunun savunulması lehine
bir başka saik olmaksızın bu deneyi finanse edeceğini sanmıyorum. Galaksimizdeki yıldızlar bir
şekilde çıkarılsa, ufka doğru hareket ederken belirlenebilseler bile bu nesnelerin bazılarının anormal
bir biçimde ivme kazandığı yolundaki gözlemlerin, karanlık enerjinin hakimiyetindeki genişleyen bir
evren gibi cesur ve tuhaf bir varsayım bağlamında yorumlanıp yorumlanamayacağı bana pek açık
görünmüyor.

Şu anda hayatta olduğumuz için kendimizi şanslı görebiliriz. Yani Bob ve benim kaleme aldığımız
bir makalede dile getirdiğimiz üzere: "Çok özel bir devirde yaşıyoruz... Çok özel bir devirde
yaşadığımızı gözlemsel olarak doğrulayabileceğimiz tek devirde!"
Biraz nükteli konuşmuştuk, ama insanın elindeki en iyi gözlem aygıtlarını ve kuramsal araçları
kullanıp yine de evrenin geniş ölçekte tamamen hatalı bir tablosunu çizebileceğini öne sürmek
ciddiye alınası bir şeydir.

Yine de eksik veriler yanlış bir tabloya yol açabilirse de bu, gerçeklikle ilgili kanıtlarımıza ters
düşen (genç dünyalılar örneğinde olduğu gibi) bir yaratılış tablosu uydurmak üzere ampirik verileri
görmezden gelmeyi tercih edenlerin ya da kendi yaratılış görüşlerini önyargılarıyla uzlaştırmak için
ilahi zeka gibi hakkında gözlenebilir hiçbir kanıt bulunmayan bir şeyin varlığını gereksinenlerin, daha
da beteri doğa hakkında, sorular sorulmadan cevapları varsayabilen peri masallarına asılıp
kalanların ulaştığı (hatalı) tablodan çok farklıdır. En azından geleceğin bilim insanları tahminlerini
ellerindeki en iyi kanıtlara dayandırıyor, hepimizin ya da en azından bilim insanlarının yaptığı gibi
yeni kanıtların gerçekliğin temel tablosunda değişiklikler yapmamıza yol açabileceğini kabul
edeceklerdir.

Bu noktada, 10 milyar yıl önce ya da 100 milyar yıl sonra yaşamış olsak gözleme imkanı
bulabileceğimiz bir şeyleri, bugün kaçırıyor olduğumuzu söylemekte yarar var. Yine de Büyük
Patlama'yla ilgili genel tablonun her alandan gelen verilerle, genel özellikleri itibarıyla geçersizliği
kanıtlanamayacak kadar sıkı bir biçimde desteklendiğini vurgulamam gerekiyor. Ne var ki uzak
geçmişin, uzak geleceğin ya da Büyük Patlama'nın kökenine ilişkin incelikli ayrıntıların ve Büyük
Patlama'nın uzaydaki olası benzersizliğinin yeni ve nüanslı bir biçimde anlaşılması yeni verilerle
kolayca birleşebilir. Aslında umarım birleşir de... Evrendeki hayatın ve zekanın gelecekteki olası
sonundan çıkarabileceğimiz derslerden biri de iddialarımızda biraz kozmik tevazu bulunması
gerektiğidir, böyle bir şey kozmologlar için zor olsa da.

Hangisi olursa olsun, biraz önce anlattığım senaryonun, aynı derecede trajik olmakla birlikte şiirsel
bir yanı vardır. Uzun yıllar sonra gelecekte bilim insanları geçen yüzyılın başında elimizde olan,
kozmolojideki modern devrimlere yol açan araştırmaları tetikleyen evren tablosunu hatırlatan bir
evren tablosunu ortaya çıkaracaklardır. Kozmoloji tam bir devri tamamlayacaktır. Şahsen ben bunu
çok dikkat çekici buluyorum, bazılarının Güneş'in altında geçirdiğimiz kısa anın nihai verimi olarak
görebileceği şeyin altını çiziyor olsa da.

Ne olursa olsun, kozmolojinin gelecekteki olası son bulma biçiminin resmettiği temel sorun, test
edebileceğimiz bir tek evren olmasıdır, o da içinde yaşadığımız evrendir. Ama onu sınarken, bugün
gözlediğimiz evrenin nasıl ortaya çıktığını anlama umudumuz olsun istiyorsak da hem
ölçebileceklerimiz hem de verileri yorumlama biçimimiz açısından sınırlılıklarla karşı karşıyayız.
Birçok evren varsa, bir şekilden birden fazlasını araştırabilirsek, hangi gözlemlerin gerçekten
önemli ve temel önemde olduğunu, hangilerinin sırf içinde bulunduğumuz koşullar yüzünden ortaya
çıktığını öğrenme şansımız artar.

Biraz sonra göreceğimiz üzere, ikinci olasılık muhtemel değilse de ilk olasılık muhtemeldir, bilim
insanları da evrenimizin beklenmedik ve tuhaf özelliklerine dair kavrayışımızı ilerletecek yeni testler
ve yeni öneriler için bastırmaktadır.

Ne var ki ilerlemeden önce, burada sunduğum olası geleceğin daha edebi, bu konunun kitabıyla
yakından ilgili bir başka tablosuyla bitireyim. Christopher Hitchens'ın biraz önce betimlediğim
senaryoya verdiği cevapta yatıyor bu tablo: "Birşey Evreni'nde yaşamamızı dikkat çekici bulanlar,
bekleyin. Hiçlik doğruca bizimle çarpışmaya doğru ilerliyor!"


Bu Makalemi Arkadaşlarınızla Paylaşın